Ana içeriğe geç
YZ destekli çeviri bildirimiİngilizce bu web sitesinin ana dili ve editoryal inceleme için birincil sürümüdür. Bazı çevrilmiş sayfalar sınırlı kaynaklar nedeniyle yapay zeka destekli çeviri kullanır.
Araştırma

Yahudilerin İsrail Topraklarıyla Atasal Bağı

Yahudilerin bu topraklarla bağı modern bir slogan değildir. Arkeoloji, metinler, toplumsal hafıza ve nüfus tarihiyle desteklenen tarihsel bir iddiadır.

Arkeoloji, antik yazıtlar, dinî uygulamalar ve nüfus tarihi, Yahudilerin İsrail topraklarıyla modern Siyonizm’den çok daha eskiye uzanan bağını birlikte belgelemektedir. Bu kanıtlar günümüzdeki sınırlar, egemenlik veya Filistinlilerin hakları konusunu çözüme kavuşturmaz. Ancak Yahudilerin bu topraklarla atasal ilişkisi bulunmayan, yakın zamanda gelmiş yabancılar olduğu iddiasını geçersiz kılar.

Arkeoloji, antik İsrail’i bu topraklara yerleştiriyor

İsrail’e ilişkin elimizdeki en eski dış kaynak, yaklaşık MÖ 1208/1207’ye tarihlenen Merneptah Steli’dir. Chicago Üniversitesi Doğu Bilimleri Enstitüsü, taşın güney Levant’ta bir şehirden değil, bir halk olarak “İsrail”den söz ettiğini belirtir. Bu önemlidir. İsrail halkının bölgede Roma dönemindeki veya modern dönemdeki adlandırma tartışmalarından çok önce bulunduğunu gösterir.

Daha sonraki kanıtlar daha belirgindir. Jewish Museum’un Tel Dan Steli sergi materyalleri, MÖ 9. yüzyıla ait bu yazıtı İbranice Kutsal Kitap dışında “Davut Hanedanı”na ilişkin bilinen en eski atıf olarak tanımlar. Akademisyenler antik dönemde devletlerin oluşumuna dair ayrıntıları hâlâ tartışmaktadır. Ancak bu topraklarda antik İsrail ve Yahuda siyasi oluşumlarının varlığı marjinal bir iddia değil, ana akım tarih bilgisidir.

Sürgün bu bağı ortadan kaldırmadı

Bağ yalnızca arkeolojik değil, aynı zamanda metinsel ve litürjiktir. İbranice Kutsal Kitap, toprak merkezli bir ahit anlatısı üzerine kuruludur. Daha sonraki Yahudi yaşamı da sürgünde bile bu coğrafyayı canlı tutmuştur. 137. Mezmur bunun en açık örneklerinden biridir. Burada sürgün, Siyon’a karşı kayıtsızlık değil, ondan acı verici bir ayrılık olarak anlatılır.

Dua, hac, defin uygulamaları, hukuk metinleri ve Mesih beklentisi bu coğrafyayı yüzyıllar süren diaspora boyunca yaşattı. Siyasi Siyonizm modern bir hareketti. Yahudilerin bu topraklara bağlılığı ise değildi.

Genetik, ayrıcalıklı hak iddiasını değil, kökeni destekler

Modern genetik tarihin yerini tutmaz. Ancak başka bir kanıt hattı daha sunar. 2010 tarihli bir Nature araştırmasında Behar ve diğerleri, Yahudi diaspora topluluklarının çoğunun birbirine oldukça yakın bir küme oluşturduğunu belirledi. Bu toplulukların çoğunun kökenini Levant’a kadar izlediler. Her Yahudi topluluğunun genetik geçmişi aynı değildir ve makale istisnalar konusunda dikkatlidir. Bununla birlikte, Levant kökenine ilişkin genel iddia ana akım nüfus genetiği tarafından desteklenmektedir.

Antik DNA tabloyu daha da zenginleştirir. 2020 tarihli bir Cell makalesinde Agranat-Tamir ve diğerleri, bölgedeki günümüz topluluklarının antik Levant halklarından önemli ölçüde genetik miras taşıdığını ileri sürdü. Bu durum hem Yahudi hem de Arapça konuşan gruplar için geçerlidir. Bu, her iki yöndeki anlatılar için de yararlı bir düzeltmedir. Yahudilerin bu topraklarla gerçek bir atasal bağı olduğunu destekler. Aynı zamanda yalnızca tek bir modern halkın bu bölgede derin köklere sahip olduğu şeklindeki kaba anlatıları da geçersiz kılar.

Genetik, kökene ilişkin sorulara ışık tutabilir. Egemenlik, sınırlar veya yasal haklar hakkında karar veremez ve siyasi ya da ahlaki tartışmaların yerine kullanılmamalıdır.

Filistin adı daha sonraki bir döneme aittir

Modern tartışma çoğu zaman “Filistin”i ilk veya tek tarihsel çerçeve olarak ele alır. Oysa öyle değildir. Britannica’nın Filistin’e genel bakışı, MS 2. yüzyıldaki Bar Kokhba isyanından sonra Romalıların Syria Palaestina adını kullandığını belirtir. Bu ad daha sonra önem kazandı. Ancak bu topraklarda İsrail ve Yahuda toplumlarının ortaya çıkışından çok daha sonra kullanıldı.

Filistin adının sonraki dönemlerde kullanılması gayrimeşru değildir. Yalnızca bu ad, daha önceki İsrail ve Yahuda tarihini silmek veya Yahudilerin bağlılığını modern Siyonizmle başlatmak için kullanılamaz.

Kayıtlar neyi kanıtlıyor, neyi kanıtlamıyor?

Arkeoloji, metinler, ritüeller ve nüfus tarihi Yahudilerin bu topraklarla uzun süreli atasal bağını güçlü biçimde desteklemektedir. Bunlar, Yahudilerin burada derin köklere sahip tek halk olduğunu göstermez. Modern devlet yapısı, sınırlar veya Filistinlilerin haklarına ilişkin soruları da çözüme kavuşturmaz.

Kanıtlar, Siyonizm adına ileri sürülen her siyasi iddiayı doğrulayamaz. Ancak tarihsel başlangıç noktasını ortaya koyabilir: Yahudiler, bu topraklarla gerçek bir atasal bağı bulunmayan, sonradan gelmiş yabancılar değildir. Siyasi tartışma bu kaydı inkâr ederek değil, onu temel alarak yürütülmelidir.